Kara Şövalye Uydusu – Black Night Satellite

Tarih 19 Ağustos 2019 şaka şaka şakkkkk (Daktilo efekti veriyorum ona göre) !!! Bugün haberlere göz atarken Rusya’nın hayalet uydu ürettiği ve bunu yörüngeye gönderdiğine dair bir şeyler okudum. Doğru olma ihtimali var, zira hayalet uydu denilen şeyin hayalet uçaktan pek bir farkı olacağını düşünmüyorum. Nasıl ki radara takılmayan ABD uçakları, Rus füzeleri var ise, 1957 yılında uzaya ilk uyduyu yollayan Rusya tarafından hayalet uydu icat edilmiş olma olasılığı da bir hayli yüksektir.

Lakin konumuz bu değil, aslında tam olarak yola çıktığım ve araştırmaya başladığım şey bu olsada, yolculuk esnasında başka ve daha merak edilir bir bilgiye ulaştım. İlginç ve bir o kadar da çekici gelen bir bilgiydi bu. Konumuzun adı ‘Black Night Satellite’ (telaffuz : blaek nayt setılayt), pağğğdoonnn Kara Şövalye Uydusu.

Nereden çıktı bu Kara Şövalye Uydusu dediğinizi duyar gibiyim ! (Şuan kendimi konferans veren abilere benzetiyorum) Neyse biraz hikayenin akışına uyalım ve konuyu sağa sola yaymadan dosdoğru anlatmaya başlayayım. Google üzerinden ghost satellite ile alakalı yabancı kaynaklar araştırmaya başladım, bir iki şey okuduktan sonra nereden gördüğümü hatırlamadığım bir biçimde Black Knight Satellite ile alakalı görseli gördüm ve oldukça ilgimi çekti, akabinde içeriğe daldım ve 13.000 yıldır dünyanın etrafında döndüğüne dair enteresan bir bilgi paylaşımına rastladım. Doğruluğu oldukça tartışılır bir bilgi olsa da ilgimi çekti.

Kısa bir kaç bilgi verdikten sonra olayın kendisine geleceğim ;

Bilindiği gibi dünyanın etrafında yaklaşık 3.000 ila 3.500 aktif, çalışan uydu yer almakta. Uzaya ilk gönderilen uydu 4 Ekim 1957 yılında Sovyetler Birliği (Bugün ki Rusya) tarafından gönderilmiş ve yörüngeye yerleştirilmiş olan Sputnik I uydusudur. Aşağıda göreceğiniz fotoğrafta Sputnik-1’in aslında ne kadar basit bir görüntüde olduğuna ve günümüz uydularından ne kadar farklı olduğuna şahit olacaksınız ;

Sputnik-I uzaya gönderilen ilk uydu, tarih 4 Ekim 1957

Parçalanan, yörüngeden çıkan ve artık çalışmayan uydular ile birlikte dünya yörüngesi adeta bir çöplüğe dönmüş durumda.

Dünyanın atmosferinin hemen yanı başında biriken uydu çöplüğü

Son dönem uydularda ise durum bambaşka, bunların en büyük ve en güzel örneği ise Uluslararası Uzay İstasyonu’dur. Genişliği 109 metre olan bu şaheser dünya yörüngesinde dolaşan en büyük uydu konumundadır. Eğer Uluslararası Uzay İstasyonu hakkındaki yazımızı okumak isterseniz buraya tıklayın.

Uluslararası Uzay İstasyonunun büyüklüğü bir futbol sahasının büyüklüğüne eşittir.

Bu kısa ve ilginç bilgilerden sonra asıl konumuza dönecek olursak, hakkında türlü hikayeler, düşünceler ve komplo teorileri dolaşan Kara Şövalye Uydusu hakkındaki bilgileri okuyabiliriz.

Efsaneye göre, dünya etrafındaki yörüngede tam 13.000 yıl öncesine dayanan karanlık, ne idüğü belirsiz, hem tam irtibat kurulamayan hem de gözlemlenemeyen, kökeni ile amacına dair hiçbir fikir bulunamayan kahramanımıza “Kara Şövalye ” adı layık görülmüş. Bu anlaşılmaz nesnenin 13.000 yıl önce Maya’lar tarafından yörüngeye gönderildiğinden tutun da, Tesla’nın ‘Abiler, uzaydan belli belirsiz radyo sinyalleri arıyoruz, orada kesin bir şey var agaaaa’ demesine kadar onlarca fikir türetilmiş. (Eğer Tesla gerçekten böyle bir şey söyledi ise ayıplıyorum, ne kadar da atmasyon bir tahmin bu böyle !)

Bu uydu veya cisim her ne ise hakkındaki en enteresan bilgi ise cismin Dünya’ya doğru sinyaller ışınladığı ve NASA astronotları tarafından denetlendiği iddia ediliyor, ancak yeryüzünde sadece birkaçı varlığını resmen bilgisi. Yine efsaneye göre cisim uzaya Dünya çok güzel gelsene şeklinde (Direkt bu cümle ile değil tabi) sinyaller gönderiyor, uzayda yaşam var ise bu formu dünyaya çekmek amacı ile dur durak vermeden sinyal göndermeye devam ettiği yönünde. Bu uğursuz, meymenetsiz karabaşın kim ya da kimler tarafından buraya gönderildiği bilinmemekle birlikte NASA tarafından daha önce uzaya gönderilen uydulardan kopan bir parça, bir roketten kopan yakıt bölümünün dünya yörüngesine yerleşirken yanarak şekil değiştirmiş hali, bir mekikten kopan cisim gibi önermeler de yapılmıştır.

İnsan eli ile yapılan uyduların yalnız son 60 yılda mümkün olduğu, 13.000 yıl önce bunun gerçek olamayacağı ve Mayalar tarafından böyle bir teknoloji geliştirilmediği için ilk teori zaten çöpe gidiyor. Kara Şövalye’nin görüntüde sinyal yayabilecek potansiyelde bir yapıda olacağını da düşünmediğimden sormak istediğim soru şu, kapımızdaki bu yabancı davetsiz misafirin oraya gönderilmesindeki mantıklı açıklama nedir?

Yazarken bir yandan da araştırdığım için konu içerisinde belli başlı kopukluklar olabilir, ancak Tesla abimize atarlanırken gözden kaçırdığım bir şey fark ettim ve buraya iliştirmek istedim. Nikola Tesla ABD’deki kariyerinin çoğunu radyo frekansları, kablosuz yayınlar ve elektrik üzerine çalışarak yaptığı için, ancak kendi dehasında bir elektrik mühendisinin fark edebileceği enteresan sinyaller fark etmeye başlar. Bu sinyalleri yine kendi ürettiği radyo dalgası ve kablosuz yayın üzerine olan icatları sayesinde yakalamaktadır. Tesla abi 1899 yılında, deneylerinde daha önce araştırdığı elektrik fırtınaları gibi Dünya’dan gelen doğal kaynaklardan farklı olarak bir sinyal yakaladığını bildirildi. Düzenli sinyallerin, potansiyel olarak Mars sakinleri olan akıllı bir dış kaynaktan geliyor olabileceğini de açıkladı. Kabul etmek gerekir ki Tesla yakaladığı sinyalin dünya dışı bir varlıktan geldiğini düşünerek bugünden baktığımızda çılgınca bir fikir ortaya atmış oluyor , ancak her kim olursanız olun yeni icat edilmiş cihazlar ve daha önce hiç yakalanmamış frekanslar işittiğinde bunu siz de düşünebilirdiniz. O günün şartlarında Tesla, bu sinyallerin Dünya’nın yörüngesindeki bir uydudan gelebiliyor olduğunu düşünmediğini görebiliyoruz. Bugün hâlâ Tesla’dan sonra gelen onlarca bilim insanı Kara Şövalye tarafından çağrılan bilinmeyen bir yörüngedeki uydudan bir iletim aldığını söylüyor. Biraz daha açarsak, Kara Şövalye’nin yaydığı frekans ve radyo dalgalarına cevap alındığını iddia eden ve bunu dillendiren bilim insanları var.

Acaba Tesla pulsarlar gibi bazı doğal dünya dışı kaynaklardan sinyal alıyor olabilir miydi ?

Pulsar ‘ Ritmik bir sinyal yayan hızlı dönen nötron yıldızlarıdır. İlk olarak 1967’de Kuzey İrlandalı astrofizikçi Jocelyn Bell-Burnell (1943 -) tarafından keşfedilmişlerdir. Pulsarlar hakkında bilgi edinmek ve daha geniş çaplı bir yazı okumak isterseniz, tam olarak şurayı tıklamanız yeterlidir.

1920’li yıllar, erken radyo ve televizyon yılları olup tam da bu yıllarda ağırlıklı olarak ABD’de kullanımı yaygınlaşmaya başlayan radyolarda amatör radyo operatörleri tarafından garip ve bir o kadar da anormal sinyaller tespit edildi. Bu sinyaller Tesla’yı haklı çıkaracak derecede anormal ama Tesla’yı haksız çıkaracak derecede dünyeviydi. Tesla seslerin Mars kökenli varlıklardan geldiği konusunda yanılıyordu ama aynı zamanda bu frekansların geldiği konusunda haklıydıda ! Sinyallerin zamanlamaları stabil olmamakla birlikte tuhaftı ! Bir sinyal radyo aracılığı ile algılandıktan daha sonra uzunca bir süre olmayabiliyor veya çok daha sık tekrarlanabiliyordu. Atmosferik katmanlardan sıçrayan radyo dalgaları veya radyo dalgaları açısından açıklamanmaları oldukça zordu.

1973’te, Scotsman Duncan Lunan (Dönemin önemli bilim insanlarından biri) geçmişten kalan bu yarım hesabı kapatabilmek ve ilk olarak Tesla’nın fark ettiği bu sinyalleri anlamlandırabileceklerini görmek adına sinyallere geri döndü. Mucizevi bir şekilde, yankıların alındığı sıraya karşı gecikme sürelerini çizerek, yıldız çizelgeleri ve diyagramları gibi görünen şeyleri hazırladı ve tamamını deşifre etti. Yaptığı çalışmalar, sinyallerin aslında son 13.000 yıldır ayın yakınında gizlenen yıldız Epsilon Böotes’ten iletilen mesajlar olduğuna karar verdi. Üstelik Duncan Lunan profesyonel bir astronom da değildi, bu sebeple bilim insanları Black Knight isminden hiç bahsetmiyor, seslerin kaynağı olarak ilişkilendirilen Epsilon Böotes hipotezini Kara Şövalye ile bağdaştıramıyorlardı.

Bu ve benzeri onlarca komplo teorisine devam etmenin bir anlamı olduğunu düşünmüyorum, zira efsanenin arkasında yer alan teoriler peş peşe yayılmakta ancak kimse doğruluğunu ispat edememekteydi.

1998 yılında komplo teorilerinin ispatı niteliğinde bir görsel ortaya çıktı. Bu görsel Uzay mekiği ‘Orbiter Endeavour’un mürettebatı tarafından fotoğraflanmıştı. Alışılmadık bir şekilde dünya yörüngesinde bulunan ancak kutupsal yörüngede olmayan bu nesne Kara Şövalye’ye mi aitti ?

Kara Şövalye olduğu iddia edilen cismin fotoğrafı

Mürettebatın iddiası bu yöndeydi, ancak gerçek daha sonra ortaya çıktı ;

Aslında bu siyah nesne uluslararası uzay istasyonunda yapılan çalışmalar esnasında yerine oturtulamayan bir termal battaniyedir (İstasyona ait Termal enerji kaynağının kapağı). Misyon STS-88, yani Uluslararası Uzay istasyonunun inşasına başlayan ilk Amerikan görevi ve ilk uzay mekiği. Rusya’nın gönderdiği Zarya modülü yörüngeye yerleştirmişti, Misyon STS-88 mürettebatının yapması gereken ise Zarya’yı Amerikan birlik modülüne bağmaktı. Mürettebat, el raylarının takılması ve astronotların uzaya sürüklenmesini önlemek adına bir dizi güvenlik cihazının test edilmesi de dahil olmak üzere görevlerinin tüm hedeflerine ulaştı. Ancak, aksaklıklar da yok değildi. STS-88’in robotik kolu tekrar denemek için kavramasını gevşetirken, modüllerin yerleştirme aşamasında yapılan ilk hizalama işlemi başarısızlıkla sonuçlanmış, fotoğrafta yakalanan gizemli siyah görüntülü termal battaniye kaplaması da dahil olmak üzere bir kaç öğe atmosfere doğru süzülmeye başlamıştı. Saygın uzay tarihçisi James Oberg’e göre, STS-88 ve Black Knight olayının bağı da işte tam olarak burada ortaya çıkmış ve insanlara efsanenin gerçek olduğuna inanacağı o muhteşem kareyi yakalama fırsatı vermişti. Görüntüdeki karanlık cisim yaklaşık bir hafta sonra yörüngeden düşmeye başladı ve tıpkı atmosfere dalış yapan bir çok cisim gibi yanarak yok oldu.

Kısacası mazisi 13.000 yıl olduğu söylenen ve aslında hiç var olmayan Black Knight Satellite, yani Kara Şövalye Uydusu tamamen bir bilgi kirliliği ve popüler kültür nedeni ile oluşan altı boş bir efsaneydi. Kimilerine göre Böotes takım yıldızındaki bir yıldızdan gelen bir ses, kimilerine göre NASA astronotlarının başarısız görevi, kimilerine göre ise göklerde süzülen ve uzaylıları dünyaya davet eden olağan dışı bir teknoloji ürünü, kimileri için casus uydu, kimileri için komplo teorisyenleri ve bilim kurgu yazarlarının boş hikayelerinin bir parçası oldu. Gerçek şu ki artık internette dolaşan, başıboş, tutarsız ve sonu gelmeyen efsanelerle pişirilen enteresan bir hikayeydi. Evren çok büyük ve gökbilimciler her geçen gün yaşam belirtisi aramakta. Kim bilir, belki yakın gelecekte iri siyah gözlü, tüysüz ve çıplak uzaylı dostlarımız olur, sinyallerin peşini bırakmayıp bizlere komşu olurlar !

Bir cevap yazın