İnsan Beyninin Yüzde Kaçını kullanır ? Beynimiz %10 kapasite ile mi çalışıyor, öyle ise neden beynimizin %10’unu kullanıyoruz ?

insan beyninin kapasitesi yüzde kaç

Günaydın, tünaydın ve iyi akşamlar.

Bu makaleyi ne zaman okuyacağınıza, bu siteyi ne zaman keşfedeceğinize dair en ufak bir fikrim yok. Zira bu blog kendini 6 ay içerisinde imha edebileceği için okur musunuz onu bile bilmiyorum. 6 ay içerisinde sen ve senin gibi yazılarımı okumaya başlamış birisi olursa eğer, işte o zaman sana verdiğim bu küçük selama karşılık makaleme bir yorum bırakırsan memnun olurum.

İnsan beyni ile ilgili yazmak istiyorum bugün. Merak ettiğim, araştırdığım, içeriğini bırak daha yapısını bile çözemediğim enteresan bir yapı. Dışarıdan bakınca bir canlının sinirden oluşmuş garip bir organı gibi duruyor, içeriden bakınca sinir dokuları ve nöronlardan oluşmuş inanılmaz bir şebeke/ağ tabakası. İnsan beyni işte diyip geçmeyin ! Öyle bir organ ki beyin, tarih öncesi el aletlerini üreten, tekerleği bulan, piramitlerin mimarisini çizen, inşa edilmesi için çözümler üreten, iki kıta arasına köprüler kurduran, ticareti bulan, paraya hükmeden, askeri unsurları oluşturan, surlar inşa eden, çağ atlatan, bilgisayarı yaratan, yapay zekayı geliştiren ve daha saymakla bitmeyecek on milyonlarca şeyin oluşumunu sağlıyor.

Tek başına bir ordudan, tek başına milyonlarca bilgisayardan, tek başına bir dünya yapıdan daha disiplinli, daha üretken, daha karışık bir yapı.

Bilim insanlarının on, belki de yüz yıllardır çözümleyemediği, kiminin %3, kiminin %5’ini kullandığımızı, kiminin daha iyimser olup %10’unu kullandığımızı önermesi ile aklımızda soru işaretleri oluşturan organımız.

Vakti zamanında öğrenci iken okuduğumuz ve duyduğumuz efsaneler diyordu ki ; İnsan beyninin % 100’ünü kullanabilse uçar, duvarlar içerisinden geçer, başka bireyleri kontrol edebilirdi !

Yok artık LeBron James dediğinizi duyar gibiyim ama öyleydi, en azından benim çocukluğum ve genç ergenlik yıllarımda bilimsel makalelerde bunlar yazıyor, insanlar bunlara inanıyordu. Aklı başında ve mantığını kullanabilen her birey ise benim sorduğum soruları soruyordu ” Madem %2, %3, %10’unu kullanıyoruz, o zaman bu organın geri kalan kısmı neden işlevsel olmamasına rağmen boşlukta yer kaplıyor ? ”

Bana kalırsa cevabı hepimiz biliyor ama okuduğumuz ve duyduğumuz şeylerin oluşturduğu şüpheye yeniliyorduk. Benim şahsi fikrim beynin kendi kendine işlevsel olduğu ve bir şekilde bir ucundan diğer ucuna nöron şebekeleri sayesinde mutlaka %100 aktivite gösterdiği yönünde idi ama yazılanlar ile anlatılanlar bunun aksini söylüyordu.

Bugün hâlâ bir kısım insanın inanışlarına göre beynin yalnızca belirli bir yüzdelik dilimi kullanılıyor, bir başka grup ise tamamının aktif olarak kullanıldığını, bunun bilimsel ispatının çoktan gerçekleştiğini, beynin bölümler halinde yapısal olarak bilgi alışverişi gerçekleştirmek sureti ile kendisini organize ederek %100 kapasite ile çalıştığını söylemekte.

İşin doğrusuna iniyorum hazır olun.
Önce anti tez ileri süreceğim. İnsan beyninin %90’ını kullanmıyor olsa idi bitkisel hayatta olurdu. Evet evet, yanlış okumadınız bitkisel hayatta olurdu. Her şeyden önce beynin yapısını gözlemlemek gerekli. Önce gelin aşağıdaki görsele bir göz atalım ;

İşte zurnanın zort dediği yer tam olarak burası. Beynin fiziksel yapısı ve loblarına ait görüntü de tam olarak bu. Üstelik beyin sapı ve temporal lob arasında yer alan ve bu görselde görünmeyen bir nokta daha mevcut. Bu noktada orta kulak yer alıyor ve dış kulaktan gelen işitme bilgisi parietal loba taşır.

Eğer beynimizin yalnızca belirli bir yüzdesini kullanıyor olsaydık hayatımız boyunca hissettiğimiz, tattığımız, gördüğümüz, okuduğumuz, anladığımız, öğrendiğimiz, öğrettiğimiz, dinlediğimiz, planladığımız, ihtiyaç duyduğumuz hiçbir şeyi bilinçi olarak yapma şansımız olmaz, bir gün yaptığımız şeyi bir gün sonra yapamaz, belki bir dakika sonrasını bile hatırlamayacağımız şeyler yaşardık. Vücudumuzda yer alan sinir sisteminin ve vücut mekanizmasının tamamının bağlı olduğu ve bilimin asla açığa çıkaramayacağı kadar karmaşık bu yapının temeli işte bu kusursuz yapıdan geçmekte. Bu öyle bir yapı ki, bir başka benzeri, bir eş değeri bulunmamakta ve asla bulunamayacak.

Doğadaki tüm canlılar özel, her biri mükemmel ve kusursuz yaratılmış varlıklar olsa da, insan beyni ‘YARATICI’nın kusursuz bir planı ve adeta bir şaheserden ibaret. Aslına vücudumuzda yer alan tüm elementler olabildiğince kusursuz olmasına karşın, bu temel bilgisayar, bu kusursuz işlevlere sahip makinenin yerini alabilecek hiçbir organ yok.

The human brain

Kalbiniz sağlıklı çalışmadığında nakil şansı var, ak ciğerleriniz, böbrekleriniz, mideniz, karaciğeriniz, barsaklarınız, cinsel organlar, kol, bacak, ayak, göz, saç ve daha onlarcasının telafisi mevcutken, beyin değişikliği konusunda hiçbir şansınız yok. Beynimiz bizim hafızamız, merkezimiz, hayatımız, duygularımız ve tüm hayatımızın merkezi. O olmadan bir tek hatıramız, bir tek anımız, bir tek hareket kabiliyetimiz dahi yok.

Nasıl olur da bu kadar kusursuz bir mekanizmanın tek ve iki haneli kısmını kullandığımız iddia edilir ?

Geçtiğimiz haftalarda okuduğum bir makale’de tam olarak şu satırlar geçmekteydi ” Herhangi bir zihinsel rahatsızlığı olmayan bütün insanlar ve diğer tüm canlılar beyinlerinin %100’ünü kullanabilirler. ” ki bence bu yanlış bir önerme. Bana kalırsa herhangi bir zihinsel rahatsızlığı bulunan bir insan dahi beyninin % 100 kapasite ile kullanıyor olmalı. Yaratılış bu işin temel özü. Düşünün ki doğduğunuzda zihinsel engelli olabilirdiniz, ancak hareket edin veya etmeyin, hislerinizi doğru olarak aks edin veya etmeyin bu sizin beyninizin X bölümünü kullanamadığınız anlamına gelmeyecektir. Beynin tüm işlevleri sağlıklı olarak yerine getirip getirmemesi tartışılabilir bir olgu olmasına rağmen, bir kısmının çalışmaması ve bu bölgede yer alan nöronların asla diğer loblar ile iletişime geçmemesi söz konusu olmamalı.

Bu fikrimi destekleyen bir teori var ve bu teorinin bilimsellikte yeri TAKAS İLKESİ olarak adlandırılmakta. İngilizce kökeni Trade-Off olan bu ilkenin ne olduğunu hiç duydunuz mu bilmiyorum ama bu anlatı öyle kusursuz dile getirilmiş ki, beyin için başka bir açıklamaya gerek olduğunu hiç sanmıyorum.

Takas ilkesine göre bir organ artık işe yaramıyor ve çalışmıyorsa, ya körelecek (yok olacak) ya da yeni varlığını sürdürerek yeni bir işlev kazanacaktır. Demem o ki eğer beynimizin %90’ı veya daha büyük bir oranı işlevsiz olsaydı, bu geride kalan on binlerce yıl içerisinde çoktan körelmiş veya yeni bir işlev kazanmış olması gerekirdi. Biraz daha açarsak geleceğimiz noktada şunu göreceğiz, ilk insandan beri ilkel çağlardan bugüne beynin evrimi hep gelişmek üzerine kurulu olup, yapılan bilimsel araştırmalara göre beynin geçmişe oranla hep yapısal olarak büyümekte ve kıvrımlarının artmakta olduğu verisine ulaşılmıştır.

Öyle ki etrafı boş bir ilkel çağ insanı ağaçları, hayvanları gözlemleyerek, yeni şeyler tecrübe ederek kendi üretkenliği sayesinde av eşyalarını kendi üreten, avını kendi yakalayan, beslenmek için dünya ile mücadele ederken, bugünün insanında ise çepeçevre her şey mevcut olmasına rağmen daha karmaşık cihazlar, daha karmaşık alanlar ve daha kalabalık bir dünya ile çatışmaktadır. Bütün bunlar bir araya geldiğinde bilginin depolama merkezi olan beynin büyümesini tek bir şekilde açıklayabiliyoruz, bu da depolama alanının yetersizliği ve ne kadar yeni işlev ve bilgi ile karşılaşırsa beynin o kadar büyümek zorunda kaldığıdır.

Bu vesile ile beyinsiz olduğunu iddia ettiğiniz insanlara aslında haksızlık ettiğinizi unutmayın ve yine unutmayın ki, size göre dünyanın en aptal insanı bile bu dünya üzerinde görüp göreceğiniz en büyük mucizeyi kafatasının içerisinde taşımakta.

Bu konu ile ilgili tekrar tekrar araştırmalar yapacağım. Anti-teziniz var ise veya konuya eklemek istediğiniz bir paragraf olursa yazmaktan çekinmeyiniz.

Bir cevap yazın